DERVİŞİN DUASI.
"Rüyamda Hızır aleyhisselamın dostu olan erenleri gördüm. Helâl olan ve hiç vebâli, sorumluluğu bulunmayan rızkı, yiyeceği nerede bulayım? diye sordum. Birileri elimden tutup beni dağlara ormanlara götürdü, ormanlardaki meyveleri silkelediler: -Bunları istediğin kadar yiyebilirsin, bunlar mânen tertemiz ve zahmetsizce elde ettiğin, helâl şeylerdir, dediler. Onları yedim içim açıldı, sözlerimde öylesine güzellikler ve feyizler tecellî etti ki, dediklerim herkesi hayran bıraktı. Bunun üzerine şöyle duâ ettim: "Rabbim bana halktan gizli özel bir ihsanda bulun," dedim. Bunun üzerine söz söyleyemez bir hale geldim. Fakat öylesine hoş bir gönüle sâhip oldum ki anlatılması mümkün değil. İç dünyam alabildiğine zenginleşti. Kendi kendime: "Cennette bundan başka bir zevk olmasa bile buna razıyım," dedim. Bir gün şehre inmem gerekti. Ağaçtan topladığım birkaç meyveyi cübbemin cebine koydum, şehre doğru yürüdüm. Yolda odunculuk yapan derviş kılıklı birini gördüm. Bir yığın odunu yüklenmiş ormandan geliyordu: "Mâdemki, ben böyle kolay bir rızka eriştim, şunlardan bir kaç tanesini de bu zavallı dervişe vereyim o da bu sıkıntıdan kurtulsun" diye düşündüm. O derviş benim yanıma yaklaştı sanki düşüncemi okumuştu. Sırtındaki odun demetini önüme indirdi, dervişin heybetinden titremeye başladım. Şöyle dediğini işittim: -Yarabbi duâları kabul olan has kulların hürmetine bu odun yığınını altına çevir! Bir anda odunlar altına dönüştü. Bunu görünce kendimden geçtim. Bir hayli zaman baygın kalmışım. Uyandıktan sonra o derviş bu sefer de: -Yarabbi ulu kulların yüzü suyu hürmetine bu odunları eski haline getir! deyip duâ etti ve o sâniye odunlar eski haline geldi. Derviş de odunları yüklenip şehre daldı. Peşinden gitmek istedim fakat cesâret edemedim. (Mesnevî, c. IV, beyit: 678 vd) alıntı.
Geçmiş zamanlarda yaşamış yoksul dervişin biri şu ilgi çekici hikâyeyi anlatır:





