HİKMET DAMLALARI. - refref'in blogu - Blogcu



12/7/2009

DERVİŞİN DUASI.

 


Geçmiş zamanlarda yaşamış yoksul dervişin biri şu ilgi çekici hikâyeyi anlatır:

 

"Rüyamda Hızır aleyhisselamın dostu olan erenleri gördüm. Helâl olan ve hiç vebâli, sorumluluğu bulunmayan rızkı, yiyeceği nerede bula­yım? diye sordum.

 

Birileri elimden tutup beni dağlara ormanlara götürdü, ormanlardaki meyveleri silkelediler:

 

-Bunları istediğin kadar yiyebilirsin, bunlar mânen tertemiz ve zahmetsizce elde ettiğin, helâl şeylerdir, dediler.

 

Onları yedim içim açıldı, sözlerimde öylesine güzellikler ve feyiz­ler tecellî etti ki, dediklerim herkesi hayran bıraktı. Bunun üzerine şöyle duâ ettim:

 

"Rabbim bana halktan gizli özel bir ihsanda bulun," de­dim. Bunun üzerine söz söyleyemez bir hale geldim. Fakat öylesine hoş bir gönüle sâhip oldum ki anlatılma­sı mümkün değil. İç dünyam alabildiğine zenginleşti. Kendi kendime: "Cennette bundan başka bir zevk olmasa bile buna razıyım," dedim.

 

Bir gün şehre inmem gerekti. Ağaçtan topladığım birkaç meyveyi cübbemin cebine koydum, şehre doğru yürüdüm. Yolda odunculuk yapan derviş kılıklı birini gördüm. Bir yığın odunu yüklenmiş ormandan geliyordu:

 

 "Mâdemki, ben böyle kolay bir rızka eriştim, şunlardan bir kaç tanesini de bu zavallı dervişe vereyim o da bu sıkıntıdan kurtulsun" diye düşündüm. O derviş benim yanıma yaklaştı sanki düşüncemi okumuştu. Sırtındaki odun demetini önüme indirdi, dervişin hey­betinden titremeye başladım. Şöyle dediğini işittim:

 

-Yarabbi duâları kabul olan has kulların hürmetine bu odun yığınını altına çevir!

 

Bir anda odunlar altına dönüştü. Bunu görünce kendimden geçtim. Bir hayli zaman baygın kalmışım. Uyandıktan sonra o der­viş bu sefer de:

 

-Yarabbi ulu kulların yüzü suyu hürmetine bu odun­ları eski haline getir! deyip duâ etti ve o sâniye odunlar eski haline geldi. Derviş de odunları yüklenip şehre daldı. Peşinden gitmek istedim fakat cesâret edemedim. (Mesnevî, c. IV, beyit: 678 vd)

 

 alıntı.

16/5/2009

MEKTUBATTAN İNCİLER...


Din ve dünyâ bir araya gelirse, güzel olmaz!

Bu iki zıddan dilediğini seç ve seçdiğine karşılık kendini sat, fedâ et! Âhıret azâbı sonsuzdur. Dünyâda olanlar çok azdır. ALLAHü teâlâ, dünyâyı sevmez, âhıreti sever.

İstediğin gibi yaşa, birgün öleceksin!
İstediğini topla, birgün ayrılacaksın

Nefsin istediği her şey, sonsuz ahiret nimetleri yanında kıymetsizdir. Ahiret nimetleri altın ise, dünya menfaatleri teneke bile değildir. Bu geçici basit menfaatler, sonsuz nimetlerle mukayese bile kabul etmez
.

24/1/2009

GEL..



Gel ey millet ruhu ve fatihlik düşüncesi! Yıllar geçiyor ki bizler, başı açık ve yalınayak hayallerimizle hep yollardayız ve seni bekliyoruz ..! Bir upuzun aydınlığın öncüleri sayacağımız şafak emarelerinin, peşi peşine tüllendiği şu günlerde, rüyalarımızda ağardığın aynı noktadan çıkıvererek ışığa muhtaç dünyalarımıza nurlar saç!


Yıllardır yollara dökülmüş seni gözle yen yaşlı gözler ve sabahlara kadar uyku nedir bilmeyip kıvranan dertli sineler aşkına ne olur gel! Anaların ızdırapla çarpan yüreklerine, perişan ve derbeder nesillerin ayyuka çıkan feryatlarına, çığlık atıp inleyen çocukların heyecan ve hafakanlarına merhamet et de gel..!

Ey asırlardan beri hasretle yolunu gözlediğimiz ruh! Eğer sen bir şafaksan gel gayrı bunca emare yeter! Eğer kıyametsen, bilmem ki başka hangi alameti beklersin?!

Gül açıp bülbül öteli
hayli zaman oldu;
Her yanda ağaran haylin
ruhuma doldu;
Bekletme! bu mevsim artık
mevsim-i bahar.. Gel!

Gel şeytanın kasesini kır; iblisler dünyasına bir velvele sal! Nemrud’a rahatı haram edip Firavun hân-ı mânını harab eyle! Işıktan kaçanları nurunla boğ; yarasalara aydınlıkta yaşama adabını öğret! Gel, bize sonsuzluk şarabını sun ve derbeder gönüllerimizi ölümsüzlük aşkıyla çoştur! Çoştur ve asırlardan beri hicranla yanan sinelerimize “ab-ı hayat” ulaştır!




sızıntı...........

7/1/2009

sır burcu




                               El ele bayramın gölgesindeyiz,
                               Yüzlerde ziya, ufuklarda ışık;
                                       Saflarımız sımsık.
                            Milletçe Hakk'a vuslat peşindeyiz,
                             Besbelli artık kimler O'na âşık;
                                          Hissizlere yazık!

6/11/2008

İMZA

yaratıcısını gösteren parmak izi.

1/11/2008

YUNUS 'tan

Yalancı dünyâya konup göçenler,
Ne söylerler ne bir haber verirler!..
Üzerinde türlü otlar bitenler,
Ne söylerler ne bir haber verirler!
Kiminin başında biter ağaçlar,
Kiminin başında sararır otlar,
Kimi mâsum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler!
Toprağa gark olmuş nâzik tenleri,
Söylemeden kalmış tatlı dilleri,
Gelin duâdan unutman bunları,
Ne söylerler ne bir haber verirler!
Kimisi dördünde kimi beşinde,
Kimisinin tâcı yoktur başında,
Kimi altı kimi yedi yaşında,
Ne söylerler ne bir haber verirler!
Yûnus der ki gör takdîrin işleri,
Dökülmüştür kirpikleri kaşları,
Başları ucunda hece taşları,
Ne söylerler ne bir haber verirler!

1/11/2008

NE MUTLU...

Dünyâ ve âhiretin saâdet ve selâmeti, O’na muhabbet sermayesiyle mümkündür. Ne mutlu o mü’minlere; Allâh Rasûlü’nün muhabbetinden başkasına gönül vermezler, yabânî bahçelerin sahte çiçeklerine aldanmazlar!..

>


MusicPlaylist
Music Playlist at MixPod.com