refref'in blogu - Blogcu



« Önceki |

21/11/2009

ayasofya efsanesi ...


evliya çelebi seyahatnamesinden..

Bizanslıların ve Türklerin en büyük mabedi olmuş Ayasofya hakkında inşa yıllarından başlayarak birçok efsaneler söylenmiştir. Evliya Çelebi bu tılsımlardan bahsediyor. Akşemseddin'in ilk tefsir dersini verdiği pencere, soğuk pencere ismiyle anılmaktadır. Bu pencereden esen serin rüzgarın ilahiyet tahsil edecek talebeye zihin açıklığı verdiği inancı beslenirdi. Ayasofya'nın güney tarafındaki delhizlerde bulunan oyuk bir taş Hz. İsa'nın beşiği olarak gösterilmekte idi. Kadınlar yeni doğmuş rahatsız çocuklarını bu beşiğe koysalar sıhhat bulacaklarına inanılmıştı. Müslamanların inanışlarına göre Hızır, Ayasofya'da top kandilin altında namaz kılardı. 40 sabah aynı yende namaz kılanların Hızır'a rastlamaları mümkündü. Hızır genelllikle bir derviş kılığında görünürdü. Eğer o anda tanınır ve eline sarılırsa dilenilen şey olurdu. Ayasofya'nın kubbesindeki 4 melek tasviri de birer tılsım sayılırdı. Bunlardan biri de Cebrail sureti kanat takıp sayha vurursa (bağırsa) doğu semti ganimet olur derlerdi. İsrafil sureti sayha vursa batıda kıtlığa dalalet eylerdi. Mikail seslense kuzey tarafında bir asi ortaya çıkardı. Azrail seslense cemi alemde taun (veba) başgösterirdi diye itikad edilmişti. Caminin 361 kapısı vardır. Ama yüzü büyük kapıdır ve cümlesi tılsımlıdır. Defalarca saysak bir kapı daha meydana çıkar, ona dahi nişan koysak görmediğimiz bir kapı zahir olur '(görünür) tuhaf hikmettir. Orta cümle kapısı üzerinde sarı piniç tabuta benzer bir uzun sanduka vardır. İçinde Kraliçe Sofya'nın naaşı mumya olarak defnolunmuştur. Nice kimseler bu sandukaya dokunmaya cür'et ettiklerinde caminin içinde büyük bir deprem ve velvele peyda olduğundan vazgeçmeye mecbur kalmışlardır. Bunun üstünde "amud-u sagirmlerin (küçük direklerin) takı üzere bir mermer kitabe içinde Kud-sü Şerif'in eski kıblesi tavsvir olunmuştur. İçi türlü cevherlerle süslenmiştir. Bu dahi tılsımdır. Kimse dokunmaya cesaret edemez. Ayasofya mevcut 11 kuyudan biri bileziğinden ötürü Hz. İsa'ya izale edilmektedir. Yukarı mahfilin doğu tarafında mermere döşeme üzerinde yazılı bir taş vardır. Taşın üstünde 1205 Haziran'ın 1'inde ölen Ehlisalib reisi Hanri Dandalo ismi yazılıdır. Dandalo buraya gömülmüştü. Lahid içinde bulunan zırhı ve arması Fatih tarafından ressam Bellini'ye hediye olunmuştur. Evliya Çelebi unutkanlık hastalığına tutunanların Ayasofya kubbesi ortasındaki altın top altında yedi kere sabah namazı kılıp dua etmeleri ve her vakitte yedişer siyah üzüm yemeleriyle dertlerinin iyileşeceğini yazmaktadır. Ayasofya'nın geride cümle kapılarının batı tarafı nihayetindeki dreklerden biri Terler Direk ismiyle anılmaktadır. Bu rutubetli sütun önünden asırlarca, binlerce insan geçmiş ve türlü dertlere şifa ümidiyle uzattıkları parmaklarıyla sütunda derin bir çukur bırakmışlardır. Kıble kapısının kanatları Nuh Peyamber'in gemisinin tahtasından yapılmıştır diye efsane vardır. Tacirlerin, kaptanların o kapının önünde namaz kılıp ellerini kapının tahtasına sürmeleri ve Nuh peygamber ruhuna bir fatiha okuyup sefere çıkmaları uğurlu sayılırdı. Yürek oynamasına ve nefes darlığına uğrayanların Ayasofya içindeki kuyunun suyundan sabah erkenden aç karnına üç kere içerlerse iyileşeceklerine inanılırdı.
 
alıntı.....

6/11/2009

gel ...(serinin devamı)

GEL...

DİNDİR GÖZYAŞLARINI,

HÜZÜN DOLU GÖNLÜMÜN.

FIRTINALI DAĞLARIMIN ,TİTREK ÇİÇEĞİ.

SAL KOKUNU DELİCESİNE,

SALKİ,NEŞE DOLSUN ÇAĞLAYAN HÜZNÜME...

 

GEL...

EN ISSIZ ANIMDA GEL.

BENDE KAYBOLMUŞKEN BEN.

BİR AVUÇ SU OL GÖNÜL SAHRAMA,

BİR SAMYELİ GİBİ ES ,SESSİZCE

KABUS DOLU GECELERİMİN TANYERİNE..

 

10/10/2009

eşime

SEVGİLİ EŞİME.

 

Sol yanımun gül kokusu ,

Tozlu patikamın ürkek gelinciği..

Seher vaktimin ,parlayan çiğ damlası.

Hayat sevincim;KIRÇİÇEĞİM

Sevgilim.



A.O.V.

6/10/2009

refref'ce


REFREF’ce

Yine.. bir gece yarısı vaktindeyim ömrümün...

Karanlığı yarıp sabaha ulaşan ...

Bir düşün! en derin anındayım,en güzel yerinde...

Uykunun seheri, ömrümün ikindi vakti....

 

 

                                                                 Aliosman  vural

 

19/9/2009

bayramınız mubarek olsun...



bayramınız mubarek olsun...

Çok eskidendi belki el öpmeler, kenarı dantelli mendiller içinde şekerler,
> avuca zor sığan kocaman 2,5 liralık bayram harçlıkları...
>
> Postacının getirdiği, uzaktaki dostların  bayramı
> kutlayan  bayram kartlari...
>
> Aniden yok oldular, yittiler eskilerde bir yerlerde.
>
> Yıllarca sadece seyahate gidenler tesadüfen karşılaştılarsa kutladılar
> birbirlerinin bayramlarını.
>
>  Artık bayramlar sadece birer "fırsat" oldu, yorgun bedenlerin dinlenmesi
> için...
> Ve birgün sanal alemle tanıştık ve yeniden hatırladık bayramlaşmanın
> keyfini...
>
> Kenarı dantelli mendiller, parlak kağıda sarılı şekerler, madeni
> 2,5 liralık bayram harçlıkları yoktu belki ama bir küçük haber vardı
> dostlardan;
> uzun süredir karşılaşmadığın, hala aynı adreste olup olmadığını
> bilmediğin...
>
> Sanal da olsa hatırlandığını, unutulmadığını öğrendiğin..
> ...Ve eski, tek yaprak bayram kartlarında yazıldığı gibi:
>
> Bayramınız Kutlu Olsun

23/8/2009

RAMAZAN ÇOCUKLUĞUM....

FORUMUMUZUN TOZLU RAFLARINDAN.....

eskiden ne kadar güzel geçerdi ramazan geceleri davulcular ve bozacılarla süslüydü...



davulcuyu merakla beklerdim gecenin bir vaktinde..


bozacımız olurdu geceyi yırtan bozaaaaaaaaaaaaaaaaaaa sesleriyle..



süt mısırcı ,macuncu.şerbetçi



yogurtçular olurdu mis kokulu yogurlarıyla.

Bu resim yeniden boyutlandırılmıştır,orijinal boyutlarında görüntülemek için tıklayın.Orijinal resim boyutu: 659x500 ve 49KB.


karagöz oynatırlardı çocuklugumun ramazanlarında



tatlıları vardı.

Bu resim yeniden boyutlandırılmıştır,orijinal boyutlarında görüntülemek için tıklayın.Orijinal resim boyutu: 854x640 ve 169KB.


neşeli kalabalık sahur sofralarımız vardı..



kalabalık iftar davetlerimiz.


Beyaz Sayfa Açmanın Tam Zamanı!
Dillerde dolanan eski Ramazanlar…
Neydi bu eski Ramazanların bitmeyen hasret dolu hikâyesi?
Değil miydi yaşamak bize emredilenleri…
Neydi “şimdiler”den ayıran eskiyi?
Susmak mıydı, oruçlu ağzının hürmetine…
Sana sataşanlara, “Selâm” deyip geçmek miydi?
Bir tas çorbanı, evde pişen helvanı paylaşmak mıydı, “eski”den olan güzelliğin adı?
Ramazan’ın varlığını açlıktan öteye geçirmek miydi bedenlerde?
Asıl açlığın ruhlarda olduğunu anlamaktı belki de…
Neydi bu eski Ramazanların sırrı?
Oruç aynı oruç, adı yine Ramazan, yine iftarlar, yine sahurlar değil miydi?
Pide kuyruklarında eksikler mi vardı?
İftar dâvetleri küslüklere yenilmiş miydi?
Boynu bükük sahurlar, yine yalnız olan gecelerin miydi?
Günahlarla dolu geçen bir senenin ardından, kalpler yine mi temizlenemeyecekti?
Bu muydu acaba, şimdiki Ramazanların acıklı hikâyesi?
Kavgalarımızın telaşından bakamıyorduk ki, orucumuzun yüzüne, ilgilenemiyorduk Ramazan ayının bize ikramı olan güzellikleriyle… Ve o da sessiz sedâsız çekip gidiyordu hayatımızdan, bir dahaki sefer görebilecek miyiz bilemeden…
Yüzümüz yoktu, eski Ramazanları anmaya..
Çünkü artık biliyorduk, eskinin bir adı da “yaşamak”tı..
Yaşamak Ramazan’ı!
O mübarek ayın hatırına, seni sevmeyeni de sevmekti… Kırıksa kalbin, affetmeyi öğrenmekti. Ve hatırlamaktı kimsesiz yürekleri… Fâtiha bekleyen ölüleri…
Bunları ömrümüzce değil, tek bir ayda bile yapamaz olmuştuk…
“Şu mübarek ayın hatırına…” diye başlayan cümleleri özler olduk…
Ve şimdi bir Ramazan daha eski oldu…
Yeni Ramazan ise kapımızda…
Ömrümüzde beyaz sayfa açmanın tam zamanı şimdi…
Geleceğe ve de sonsuzluğumuza bir armağan olmalı, temizlenen kalplerimiz…
Ve yeniden şahlanmalı yüreklerimizle, Ramazan-ı Şeriflerimiz

18/8/2009

SELAMLARIN EN GÜZELİ...


Selam, sevgi ve duanın en güzeline, en halisine, en samimisine layık olan zat için yazılan bu satırlar; O'nu anlamanın, O'nu görmenin ve O'na ümmet olmanın aşkıyla yanan gönüllerden bir ürperti, gözlerden bir yaş, dillerden bir ah, kalblerden bir hu olsun diye ruh mürekkebiyle ıslanmış beden kalemi tarafından O'nun nurunun timsali katresi olan bu beyaz kağıda işlenmiştir.

Seni anlamakta aciz kalan akıllar,
Seni tarif etmekte aciz kalan diller,
Seni görmeye layık olmayan gözler,
Senin aşkınla yanmayan kalpler
ve Senin nurundan mahrum kalan ruhlar, yine Senden medet ister, yine Seni görmek aşkınla yanmak ister ya Rasul!

Senin için neler yazılmadı, neler söylenmedi ki...
Uğruna kimler canlar vermedi, kimler bedenler bağışlamadı ki...
Aşkınla kimler göz pınarlarını kurutmadı ki...
Seni görmek için nelere katlanılmadi ki...
Sana ümmet olmak için nelerden vazgeçilmedi ki...
Ama hepsi de az geldi ya Rasul! Kimse Seni layıkıyla anlatamadı. Ve en son Rabbimiz yetişti imdadımıza. Ve O, Seni en güzel bir şekilde tanıyan ve tanıtan O anlattı Seni bize. O en güzel kitapta tarif etti Seni bize...

Rasul dedi sana...
Habibim dedi sana...
Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım dedi...
Beni seven Sana tabi olsun dedi...
Kullarıma rehber ol, onlara önder ol dedi...

Ve Sen güzelliklerin hepsiyle donanmış olarak, faziletlerin hepsiyle faziletlenmiş olarak, kulluğun en güzelini yaparak, ihlasın en mükemmeline nail olarak ve O'nu yani Rabbimizi en iyi tanıyan ve tanıtan olarak ve O'nu en çok seven ve O'nun tarafından en çok sevilen olarak ve O'nu en iyi anlayan ve anlatan olarak bize geldin, bizi şereflendirdin
ya RASUL!

Aşığız Sana ya Rasul, Seni yaratana olan aşkımızdan dolayı...
Emrindeyiz ya Rasul, Seni yaratanın emrinde olduğumuzdan dolayı...

muhtacız nuruna
muhtacız dualarına
muhtacız sevgine ve şefkatine
muhtacız şefaatine...

Ne olur mahrum etme bizi şefaatinden ve dualarından...

Ey Rabbimiz!
bizi o en güzel, o en şerefli, o en mükemmel insana ümmet olarak ölmeyi ve rızana ermeyi ve cemalini görmeyi nasip et....

Duaya muhtaç, biçare, günahkar her daim Allah'a kul olmaya çalışan ümmetinin en günahkarlarından olan bu kişinin mektubunu kabul et
ya Rasul...

Rabbe sonsuz hamd ve sena
Sana sonsuz salat ve selam...!

ALİNTI...

5/8/2009

MÜBAREK OLA.


Berat Gecesi Duası

"Bismillâhirrahmanirrahim. Eûzu bi-afvike min ikâbike ve eûzu bi-ridâke min sahatike ve eûzu bike minke celle vechuke lâ-uhsî senâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike."

Anlamı:
"Ya Rabbi, cezandan affına sığınırım, gazabından rızana sığınırım, senden sana sığınırım, Zatın yücedir, seni övmek için kelime bulamıyorum, Sen kendini övdüğün gibisin."

12/7/2009

DERVİŞİN DUASI.

 


Geçmiş zamanlarda yaşamış yoksul dervişin biri şu ilgi çekici hikâyeyi anlatır:

 

"Rüyamda Hızır aleyhisselamın dostu olan erenleri gördüm. Helâl olan ve hiç vebâli, sorumluluğu bulunmayan rızkı, yiyeceği nerede bula­yım? diye sordum.

 

Birileri elimden tutup beni dağlara ormanlara götürdü, ormanlardaki meyveleri silkelediler:

 

-Bunları istediğin kadar yiyebilirsin, bunlar mânen tertemiz ve zahmetsizce elde ettiğin, helâl şeylerdir, dediler.

 

Onları yedim içim açıldı, sözlerimde öylesine güzellikler ve feyiz­ler tecellî etti ki, dediklerim herkesi hayran bıraktı. Bunun üzerine şöyle duâ ettim:

 

"Rabbim bana halktan gizli özel bir ihsanda bulun," de­dim. Bunun üzerine söz söyleyemez bir hale geldim. Fakat öylesine hoş bir gönüle sâhip oldum ki anlatılma­sı mümkün değil. İç dünyam alabildiğine zenginleşti. Kendi kendime: "Cennette bundan başka bir zevk olmasa bile buna razıyım," dedim.

 

Bir gün şehre inmem gerekti. Ağaçtan topladığım birkaç meyveyi cübbemin cebine koydum, şehre doğru yürüdüm. Yolda odunculuk yapan derviş kılıklı birini gördüm. Bir yığın odunu yüklenmiş ormandan geliyordu:

 

 "Mâdemki, ben böyle kolay bir rızka eriştim, şunlardan bir kaç tanesini de bu zavallı dervişe vereyim o da bu sıkıntıdan kurtulsun" diye düşündüm. O derviş benim yanıma yaklaştı sanki düşüncemi okumuştu. Sırtındaki odun demetini önüme indirdi, dervişin hey­betinden titremeye başladım. Şöyle dediğini işittim:

 

-Yarabbi duâları kabul olan has kulların hürmetine bu odun yığınını altına çevir!

 

Bir anda odunlar altına dönüştü. Bunu görünce kendimden geçtim. Bir hayli zaman baygın kalmışım. Uyandıktan sonra o der­viş bu sefer de:

 

-Yarabbi ulu kulların yüzü suyu hürmetine bu odun­ları eski haline getir! deyip duâ etti ve o sâniye odunlar eski haline geldi. Derviş de odunları yüklenip şehre daldı. Peşinden gitmek istedim fakat cesâret edemedim. (Mesnevî, c. IV, beyit: 678 vd)

 

 alıntı.

7/7/2009

UYGUR CA.. YAŞAMA MÜCADELESİ


Urumçi’deki son katliam Çin’in ilk uygulaması olmadığı gibi sonuncusu da olmayacak gibi görünüyor. Dünya’nın ilgisizliği, bu vahşete hiçbir yaptırımın uygulanmayışı, Doğu Türkistan Türklerinin bir milyar iki yüz milyonluk bir kitleye karşı koyma imkânlarının bulunmayışı bu elim tabloyu ortaya çıkarıyor





>


MusicPlaylist
Music Playlist at MixPod.com