ayasofya efsanesi ...

evliya çelebi seyahatnamesinden..
« Önceki |

evliya çelebi seyahatnamesinden..
GEL...
DİNDİR GÖZYAŞLARINI,
HÜZÜN DOLU GÖNLÜMÜN.
FIRTINALI DAĞLARIMIN ,TİTREK ÇİÇEĞİ.
SAL KOKUNU DELİCESİNE,
SALKİ,NEŞE DOLSUN ÇAĞLAYAN HÜZNÜME...
GEL...
EN ISSIZ ANIMDA GEL.
BENDE KAYBOLMUŞKEN BEN.
BİR AVUÇ SU OL GÖNÜL SAHRAMA,
BİR SAMYELİ GİBİ ES ,SESSİZCE
KABUS DOLU GECELERİMİN TANYERİNE..
SEVGİLİ EŞİME.
Sol yanımun gül kokusu ,
Tozlu patikamın ürkek gelinciği..
Seher vaktimin ,parlayan çiğ damlası.
Hayat sevincim;KIRÇİÇEĞİM
Sevgilim.
REFREF’ce
Yine.. bir gece yarısı vaktindeyim ömrümün...
Karanlığı yarıp sabaha ulaşan ...
Bir düşün! en derin anındayım,en güzel yerinde...
Uykunun seheri, ömrümün ikindi vakti....
Aliosman vural

FORUMUMUZUN TOZLU RAFLARINDAN.....
eskiden ne kadar güzel geçerdi ramazan geceleri davulcular ve bozacılarla süslüydü...
davulcuyu merakla beklerdim gecenin bir vaktinde..
bozacımız olurdu geceyi yırtan bozaaaaaaaaaaaaaaaaaaa sesleriyle..
süt mısırcı ,macuncu.şerbetçi 
yogurtçular olurdu mis kokulu yogurlarıyla.
| Bu resim yeniden boyutlandırılmıştır,orijinal boyutlarında görüntülemek için tıklayın.Orijinal resim boyutu: 659x500 ve 49KB. |


| Bu resim yeniden boyutlandırılmıştır,orijinal boyutlarında görüntülemek için tıklayın.Orijinal resim boyutu: 854x640 ve 169KB. |



Selam, sevgi ve duanın en güzeline, en halisine, en samimisine layık olan zat için yazılan bu satırlar; O'nu anlamanın, O'nu görmenin ve O'na ümmet olmanın aşkıyla yanan gönüllerden bir ürperti, gözlerden bir yaş, dillerden bir ah, kalblerden bir hu olsun diye ruh mürekkebiyle ıslanmış beden kalemi tarafından O'nun nurunun timsali katresi olan bu beyaz kağıda işlenmiştir.
Seni anlamakta aciz kalan akıllar,
Seni tarif etmekte aciz kalan diller,
Seni görmeye layık olmayan gözler,
Senin aşkınla yanmayan kalpler
ve Senin nurundan mahrum kalan ruhlar, yine Senden medet ister, yine Seni görmek aşkınla yanmak ister ya Rasul!
Senin için neler yazılmadı, neler söylenmedi ki...
Uğruna kimler canlar vermedi, kimler bedenler bağışlamadı ki...
Aşkınla kimler göz pınarlarını kurutmadı ki...
Seni görmek için nelere katlanılmadi ki...
Sana ümmet olmak için nelerden vazgeçilmedi ki...
Ama hepsi de az geldi ya Rasul! Kimse Seni layıkıyla anlatamadı. Ve en son Rabbimiz yetişti imdadımıza. Ve O, Seni en güzel bir şekilde tanıyan ve tanıtan O anlattı Seni bize. O en güzel kitapta tarif etti Seni bize...
Rasul dedi sana...
Habibim dedi sana...
Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım dedi...
Beni seven Sana tabi olsun dedi...
Kullarıma rehber ol, onlara önder ol dedi...
Ve Sen güzelliklerin hepsiyle donanmış olarak, faziletlerin hepsiyle faziletlenmiş olarak, kulluğun en güzelini yaparak, ihlasın en mükemmeline nail olarak ve O'nu yani Rabbimizi en iyi tanıyan ve tanıtan olarak ve O'nu en çok seven ve O'nun tarafından en çok sevilen olarak ve O'nu en iyi anlayan ve anlatan olarak bize geldin, bizi şereflendirdin
ya RASUL!
Aşığız Sana ya Rasul, Seni yaratana olan aşkımızdan dolayı...
Emrindeyiz ya Rasul, Seni yaratanın emrinde olduğumuzdan dolayı...
muhtacız nuruna
muhtacız dualarına
muhtacız sevgine ve şefkatine
muhtacız şefaatine...
Ne olur mahrum etme bizi şefaatinden ve dualarından...
Ey Rabbimiz!
bizi o en güzel, o en şerefli, o en mükemmel insana ümmet olarak ölmeyi ve rızana ermeyi ve cemalini görmeyi nasip et....
Duaya muhtaç, biçare, günahkar her daim Allah'a kul olmaya çalışan ümmetinin en günahkarlarından olan bu kişinin mektubunu kabul et
ya Rasul...
Rabbe sonsuz hamd ve sena
Sana sonsuz salat ve selam...!
ALİNTI...
Berat Gecesi Duası
"Bismillâhirrahmanirrahim. Eûzu bi-afvike min ikâbike ve eûzu bi-ridâke min sahatike ve eûzu bike minke celle vechuke lâ-uhsî senâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike."
Anlamı:
"Ya Rabbi, cezandan affına sığınırım, gazabından rızana sığınırım, senden sana sığınırım, Zatın yücedir, seni övmek için kelime bulamıyorum, Sen kendini övdüğün gibisin."
"Rüyamda Hızır aleyhisselamın dostu olan erenleri gördüm. Helâl olan ve hiç vebâli, sorumluluğu bulunmayan rızkı, yiyeceği nerede bulayım? diye sordum. Birileri elimden tutup beni dağlara ormanlara götürdü, ormanlardaki meyveleri silkelediler: -Bunları istediğin kadar yiyebilirsin, bunlar mânen tertemiz ve zahmetsizce elde ettiğin, helâl şeylerdir, dediler. Onları yedim içim açıldı, sözlerimde öylesine güzellikler ve feyizler tecellî etti ki, dediklerim herkesi hayran bıraktı. Bunun üzerine şöyle duâ ettim: "Rabbim bana halktan gizli özel bir ihsanda bulun," dedim. Bunun üzerine söz söyleyemez bir hale geldim. Fakat öylesine hoş bir gönüle sâhip oldum ki anlatılması mümkün değil. İç dünyam alabildiğine zenginleşti. Kendi kendime: "Cennette bundan başka bir zevk olmasa bile buna razıyım," dedim. Bir gün şehre inmem gerekti. Ağaçtan topladığım birkaç meyveyi cübbemin cebine koydum, şehre doğru yürüdüm. Yolda odunculuk yapan derviş kılıklı birini gördüm. Bir yığın odunu yüklenmiş ormandan geliyordu: "Mâdemki, ben böyle kolay bir rızka eriştim, şunlardan bir kaç tanesini de bu zavallı dervişe vereyim o da bu sıkıntıdan kurtulsun" diye düşündüm. O derviş benim yanıma yaklaştı sanki düşüncemi okumuştu. Sırtındaki odun demetini önüme indirdi, dervişin heybetinden titremeye başladım. Şöyle dediğini işittim: -Yarabbi duâları kabul olan has kulların hürmetine bu odun yığınını altına çevir! Bir anda odunlar altına dönüştü. Bunu görünce kendimden geçtim. Bir hayli zaman baygın kalmışım. Uyandıktan sonra o derviş bu sefer de: -Yarabbi ulu kulların yüzü suyu hürmetine bu odunları eski haline getir! deyip duâ etti ve o sâniye odunlar eski haline geldi. Derviş de odunları yüklenip şehre daldı. Peşinden gitmek istedim fakat cesâret edemedim. (Mesnevî, c. IV, beyit: 678 vd) alıntı.
Geçmiş zamanlarda yaşamış yoksul dervişin biri şu ilgi çekici hikâyeyi anlatır:

Urumçi’deki son katliam Çin’in ilk uygulaması olmadığı gibi sonuncusu da olmayacak gibi görünüyor. Dünya’nın ilgisizliği, bu vahşete hiçbir yaptırımın uygulanmayışı, Doğu Türkistan Türklerinin bir milyar iki yüz milyonluk bir kitleye karşı koyma imkânlarının bulunmayışı bu elim tabloyu ortaya çıkarıyor